Ana Sayfa
Sudeleste 2007
Sudeleste 2008
Fotoğraflar
Videolar
Hediyelik Eşya
Haberler
İletişim
Hakkımızda
Teşekkürler

Últi

Son Haberler

 

6 Haziran 2008'den itibaren SUDELESTE. more >>

 

 

RUM ile röportaj


 

SUDELESTE 2007

 

Seyahatlerin ilkini başlatan Sudeleste 2007’nin hazırlıkları, amaçlarımızı tanımlamak ve rotamızı çizmekle başladı ve düzeltmelerle ve son dakika yenilikleriyle devam etti. Önce amaçlarımızı belirlemiştik:

  • 350 euroluk bütçemizle bir ay boyunca idare etmek

  • Öncelikle bir haftadan kısa sürede Portekiz’den Slovenya’ya otostop çekmek

  • Toplam bir ay içinde Portekiz’den Romanya’ya otostopla ulaşıp, yine otostopla geri dönmek
     

Otostop çekmeyi ulaşımımızın omurgası olarak kabul etmeseydik, bu geziyi gerçekleştirmemize imkân olmazdı. couchsurfing ise hayatta kalıp emin ellerde ve para harcamadan uyumak ve duş almak için gerekli olan ikinci esasımızdı. Şaşılmaz olarak, seyahatimiz boyunca couchsurfing tecrübelerimiz sadece geceyi geçirecek bir yere kavuşmaktan çok daha ileriye gitti: Birçok yemeği bedavaya çıkardık, internete ulaşma ayrıcalığına kavuştuk, güzel yürüyüşler yaptığımız, sohbetler ettiğimiz, kimi zaman sadece bir çay içtiğimiz yeni arkadaşlar kurduk, hatta bazılarından tur rehberi olarak faydalandık!

30 günlük seyahatimizle daha ayrıntılı bilgiye, detaylı haritaya tıklayarak ulaşabilirsiniz.

 

Sudeleste’nin daha ilk günü talihsiz, asla unutulmayacak bir gün olmuştu! Hemen İspanya sınırının yanında, Vilar Formoso’da kura çektik, üç kişiydik ve bizim için duran kamyonda sadece iki kişilik yer vardı. Ivo kurayı kaybetti ve bir sonraki durakta buluşmak üzere geride kaldı. Ancak.. nereden bilebilirdik ki, Ivo’nun yakınında dikilip otostop çeken Portekizli bir adamın İspanya Polisi tarafından arandığını?! Talihsiz bir durum sonucu Ivo da polis tarafından alıkonuldu ve geziye sadece Diogo ve Luis devam edebildi.

Vilar Formoso’dan neredeyse Paris’e kadar Portekizli kamyon şoförümüzle gittik. Aslında şoför Almanya’ya gidiyordu ve bizi de götürmeyi teklif etmişti, ancak rotamızda Almanya yoktu. Her şeyden önce söylemeliyiz ki, daha beraber 48 saat bile geçirmeden şoför bize nefes bile almadan aralıksız konuşabilme yeteneğini göstermişti. Yaptığı işi düşününce, uzun yolculuklarında yanında konuşabilecek birinin olma ihtiyacını anlıyorduk. Fransa’da ise bir Romanyalı tarafından sürülen İspanyol kamyonunda yolculuk ettik. Kamyon İspanya’ya gidiyordu, ancak bizim rotamız İtalya’ydı. İşaret dilini kullanarak yanından geçtiğimiz başka bir kamyona nereye gittiğini sorduk ve bir sonraki dinlenme alanında iki kamyon da durunca hemen ötekine geçtik, çünkü şanslıydık ki İtalya’ya gidiyordu! Müthiş! Böylece yeni kamyon şoförümüz Ionica, ya da şimdi bizim neredeyse ikinci babamız olarak bellediğimiz yine Romen şoförümüz; bize kendi çocukları gibi davrandı, hayat hikâyelerini anlattı, iki gün boyunca dondurmalar, kahveler ve biralar aldı, hata bir keresinde Romanya usulü yemek yaptı! Rahatımızı da düşünerek, yine Romen bir meslektaşına beraber aynı dinlenme yerinde gecelemeyi teklif etti ki, herkese uyumak için yeterince yer kalsın! Ionica’ya veda ederken öğrendik ki bizim rotamızdaki son durağımız onun kasabası olacakmış: Sibiu. İnanılmaz bir insan: Kendi kasabasında “kendi” kahvesinden içmemiz için bize 5’er euro bile önerdi!

 

Romen kamyon şoförleriyle geçen bu harika deneyimlerden sonra gözlerimiz Romen plakalı araçları ya da Romen şoförleri arar olmuştu! Böylece konuşmaya “Merge la Romania?” diyerek başlıyorduk: “Romanyalı mısınız?” Ve işe yaradı, bizi Slovenya’daki Postojna kentinin yakınına kadar götürecek bir Romen kamyon daha bulduk. İnip turumuzun ilk “couchsurfing” ev sahibini beklemeye başladık. İlk kez couchsurfing yapacaktık ve ilk deneyimimiz bundan daha iyi olamazdı! Bizi konuk edecek çift, arabalarıyla bizi almaya geldiler ve harika evlerine götürdüler: Bizim için ayrılan bir oda ve banyo bile vardı! Her şey harikaydı: Leziz yemekler, sıcak banyolar, internet, salıncaklı büyük bir bahçe, şehri gezerken bize katılacak iki arkadaş! Postojna’daki son günümüzü bir Fransız grubunun bedava canlı konseriyle bitirdik. Hatta sonrasında gurubun saksafoncusunu da bir couchsurfing üyesi yaptık!
 

Postojna’dan Celje’ye olan yolculuğumuzda başken Ljubljana’dan geçtik ve fark ettik ki Slovenya’da otostopla seyahat etmek çok daha hızlı ve kolay, hatta yaygın. Gitmek istediğiniz şehrin plaka kodunu yazıp şoföre göstermeniz yetiyor! Aynı dili konuşmanız gerekmiyor bile! Celje’den geçerken edindiğimiz bir arkadaş, bizi şehrin tarihi kısmına götürüp güzel bir göle bakan kalesini gezdirdi.

Maribor’da yine couchsurfing üyesi olan bir çift tarafından ağırlandık. İş kolik sayılırlardı ve 7/24 evlerini bize bırakıyorlardı. Internet bağlantılı bir diz üstü bilgisayarımız, bir buzdolabımız ve ne istesek pişirebileceğimiz bir mutfağımız; ve tabii ki de rahat yataklarımız ve sıcak banyo imkanımız.. Gerçekten çok iyi insanlardı!! Maribor hakkında öğrendiklerimizden biri ise çok lezzetli dondurmaları olduğu! Hakkettiğimizi düşünerek bir öğleden sonramızı bir spada geçirdik: Farklı sıcaklıklarda hatta açık havada havuzlar! Dahası, kim bilebilirdi ki iki Sloven kızla ve iki de Fransız Couchsurfer üyesiyle karşılaşalım! O anı en iyi herhalde çektiğimiz video anlatabilir. Sokaklarından dondurmalar aldığımız bu şehirden, Maribor’dan sonra Hollada’ya otostop çektik. Siofok’ta ara verdik, Hollanda’nın önemli ve güzel bir gölü olan Balaton’u görme fırsatını bulduk. Sonra Budapeşte’ye geçtik. Ne kadar görülmesi gereken şehirlerden biri de olsa, bize pek uymadı: Zaten yoğun olan nüfusunun üstüne bir de çok fazla turist vardı, oldukça kirliydi ve her yere kaos hakimdi.

 

Macaristan platolarının temiz ve huzurlu, bitmek bilmeyen mısır tarlalarından sonra Romen sınırının çok yakınındaki eski ve nostaljik tren istasyonunda trenden indik. Bir kere istasyona varınca, Romanya’ya girmekten başka çare zaten kalmıyordu: Yaklaşık 10 km yürümek zorunda kaldık! En kötüsü ise daha ilk kilometreden sonra yağmur yağmaya başladı, aralıksız.. Hızlı bir yürüyüşten sonra Romanya’nın ilk şehrine, Oradea’ya vardık. Cluj-Napioca istikametindeki trenimize bindik ve müthiş bir rahatlamayla ve sürprizle bir couchsurfing grubu tarafından karşılanırken bulduk kendimizi!

Cluj’dan sonra Sibiu’ya, 2007 Avrupa Kültür Başkenti’ne geçtik. Transilvanya Romanya’sında gördüğümüz klasik problemlerdi: Sosyal eşitsizlik, işsizlik, düşük yaşam standardı.. Şehir merkezi bize batılılaşmayı gösterdi, yaşam kalitesi ve fiyatlar kuzey Romanya’dan çok daha farklıydı. Kültürel neo-kolonileşme... Bize gelince, her zamanki gibi bir evde konuk olduk, couchsurfing ile. Bu seferki deneyimimiz öncekilerden daha farklıydı. Bizle aynı anda konuk olan üç kişi daha vardı: Birer cart renkli şemsiyesi olan iki Finli ve iki saat boyunca ağzını açmadan oturmayı başaran katil tipli Brezilyalı bir adam! Bunlar yetmezmiş gibi Finlilerden biri gece boyunca habire uyanıp, kafasını kaldırıp gözlerini kırpıştırıyor ve tekrar uyumaya devam ediyordu!  Sibiu’dan ilginç notlarımızın arasında çok tuzlu bir göl olan Baile Ocna Sibiului yer arıyor. Bir de şehrin güneyinde bir yerden izlediğimiz gün batışı: Kuzuların melemesi ve savaştan sonra terkedilmiş bir su tankı eşliğinde…

 

Sonraki durağımız olan Macaristan’ın güzel ve sakin kenti Pecs’de bir couchsurfing üyesine misafir olduk. Bundan sonra gezinin sonuna kadar, sekiz gün boyunca maceralı bir şekilde orada burada geceleyecektik, çünkü bizi misafir edecek hiç Couchsurfing üyesi bulamayacaktık. Pecs’in küçük ama güzel sürprizlerinden sonra bir gün yine geri dönmeyi istedik: Budapeşte’den sonra Macaristan hakkında oluşan kötü ön yargımızdan böylece kurtulmuş olduk.

Bir paradoks ya da değil: Sudeleste 2007 macerasının bu dönemi, kuşkusuz bazı en özel ve en unutulmaz anlarıyla bitti: Her şeyden önce, doğu Slovenya’da hala yapım aşamasında olan bir üst geçitte yürürken izlediğimiz o muhteşem gün batımı… Yine Slovenya’da yapım aşamasındaki bir futbol stadyumunda geçirdiğimiz gece… Nice’in züppe kumsallarında geçirdiğimiz iki gece: Hırvat bir turist grubuna katılmıştık, hikâyelerimizi ve içkilerimizi paylaşmak için. Hırvatlar bizi de davet etmeyi unutup otellerine geri dönmeye karar verdiklerinde gece geç saatti. Yine de sonunda bizi hatırlayıp almaya geldiler, sadece iki saatlik bir uykunun ardından bedava kahvaltıya kavuşmuştuk. İkinci gecemizde ise İrlanda’ya dönecek bir arkadaşlarına hoşça kal partisi yapan bir Fransız gurubuna rastlamış, kumsalda deliler gibi eğlenmiştik. Bir başka unutulmaz anımız ise Monaco’da geçirdiğimiz huzurlu ve rahat bir gündü: Monaco Grand Prix’in sokaklarında dolanmak, güneşlenmek, yüzmek ve sohbet etmek..

 

Nice ve Monaco’daki eğlencelerden ve oyunlardan sonra, Italya-Ventimiglia’ya doğru geri döndük. Otostop işleri pek planlandığı gibi gitmese de, biraz şansla Çek bir kamyon şoförü bizi Katalan İspanya’ya kadar götürdü. Onunla beraber efsanevi bir kamyon park alanını, La Junquera’yı ziyaret ettik. Avrupa’nın en büyüğüymüş! En “güzeli” ise gecenin bir vaktinde kendimizi Akdeniz’in sıcak sularına bırakmak olmuştu.

Sudeleste 2007 macerasının son günleri iki olayla damgalandı: Birincisi; Valencia-Madrid otobanında, 40 derece sıcakta güneş altında, o ağır çantalarımızla 6 kilometre yürümemiz… İkincisi ise, Valencia otobüs garındaki yaşlı güvenlik görevlisinin sinir bozucu davranışı: Biletlerimiz elimizde, otobüs saatini beklerken ağır çantalarımızdan kurtulup biraz olsun rahatlamamıza, bir bankta uzanıp uyumamıza izin vermedi! Saat sabahın 3’ü olmasına ve garın tenha olmasına rağmen! Zihinsel bir delilik ya da bir çeşir diktatörlük, kim bilir... Neyse ki artık eve dönüyorduk…

 

Bir final sürprizi olarak, Sudeleste 2007’ye damgasını vuran, ağzımızdan düşmeyen üç şarkının linkini veriyoruz:

 

 


Copyright © 2008 Sudeleste Trademarket. All rights reserved.